BODY A { TEXT-DECORATION: none } A:hover { TEXT-DECORATION: none }

ZABITANIN BİLİNMEYEN YÜZÜ


Kimsesizlerin Kimi ZABITA Bizi kendi çocukları gibi görmeyenler çocuklarının yarınlarından emin olmasınlar

Kim, ne yapacaksa yapsın artık!

Onlara “zabıta” diyorlar. Sabahtan akşama, akşamdan sabaha durup dinlenmeksizin İstanbul’u dinliyorlar, İstanbul için çalışıyorlar. Çoktan bir dünya şehri olan 15 milyonluk İstanbul’da her gün yüzlerce olayla karşılaşıyorlar. Merkezi hükümetin siyasal kaygıları sebebiyle günden güne tırpanlanan yetkilerine, böylesi bir görev için kendine çok görülen ücrete rağmen “onlar” dimdik ayakta ve görevlerinin başında.

Her İstanbullunun derdine derman olmaya çalışıyorlar. Özel hayatlarından fedakarlıkta bulunmaktan bile kaçınmıyorlar. Çünkü zabıta, İstanbul’da farklı bir anlayışın sağlam temellerine atıyor. İşportacı kovalayan imajını çoktan tarihe hediye etmiş durumda. Planlı şehirleşmeden trafiğe, tüketici haklarının korunmasından kimsesizlere sahip çıkılmasına kadar birçok konuda aktif olarak İstanbullunun hizmetinde. Tüm bunları yerine getirmek zor... Ama zabıtanın işi zoru başarmak... Tarihi misyonuna sahip çıkmak...

Zabıta her gün yüzlerce olayla karşılaşıyor dedik ya, karşılaştığı her olay aslında insanı yürekten dağlayan bir öykü. Öyle öyküler var ki bunların arasında, hani derler ya yazılsa roman olur. İşte bunlardan yalnızca biri:

Bir Cuma günü... Yer, zabıtanın tüketici bürosu...denetim ekibi şikayetler doğrultusunda tüketicinin eksik, yanlış, yanıltıcı etikete karşı korunması için denetimde; büroda ise halkla ilişkiler ekibi telefonla ve yüzyüze İstanbul’u dinliyordu. Tam salâ vakti bir genç belirdi kapıda. Madde bağımlısı genç” Sen en iyisi Zabıtaya git. Onlar mutlaka sana yardım ederler..” dediler diyor . haykıracak gücü bile kalmamış halde yardıma muhtaç olduğunu anlatmaya çalışarak.

“Adım Kadir” dedi genç ve “Bakmayın siz benim damarlarımda dolaşan tiner zerreleri yüzünden önüme düşen başıma... aslında annem beni Kadir gecesi doğurmuş” diye bitkin ve yorgun devam etti derdini anlatmaya:

“Gitmediğim yer kalmadı... yetiştirme yurdunun kapıları yüzüme kapanalı beri sokaklardayım. Sokak çocukları için kurulan dernek de yuva olamadı bana... Uyuşturucuyla mücadele eden AMATEM’in yetkilileri de artık git başının çaresine bak diyor. Lütfen yardım edin bana.”

Zabıta Tüketici Bürosunun yetkilileri aslında bu işin onlardan sorulmadığını anlattılar mı, yada damarlarındaki tinerin sarhoşluğuyla ve iflas etmeye yüz tutan mide bulantısı içinde anlatılanları Kadir anladı mı bilinmez...

Birara bürodaki sehpanın üzerinde bulunan Zabıta Dergisine takıldı Kadir’in gözü. Derginin Sokak Çocukları özel sayısının kapağındaki resmi işaret ederek. “Bakın bu resimdeki arkadaşım gibi daha bilmediğiniz kimler var... çözümler bir yere kadar, biz yine sokaklardayız. Ama ben, kapılar bir bir yüzüme kapansa da kararlıyım... atmak istiyorum damarlarımdan bu tiner belasını.. Ne olur yardım edin.”

Yardım edilse ne olurdu ki...

İlk durak, Büyükşehir Belediyesi’nin Şehzadebaşı Tıp Merkezi oldu. İlk kontrolden sonra Kadir en yakında bulunan Bezm-i Alem Valide Sultan Vakıf Gureba Hastanesi’ne götürüldü.

Bundan sonraki gelişmeleri hastanenin doktor raporundan öğreniyoruz:

“Kadir..... Vakıf Gureba Hastanesi Psikiyatri Servisi’nde karışık madde bağımlısı olarak takip edilmektedir. Hastanın sosyal desteği Büyükşehir Belediyesi Zabıta Tüketici Bürosu tarafından karşılanmaktadır.”

Bu bir başlangıç, bir adım. Değerlerimizin kadrini bilmek adına, Kadirlerin tükenmemesi adına atılan bir adım... Zabıtanın yapabileceği bu, ya esas sorumlular nerede? Onlar kırmızı kar yağdığında mı uyanacaklar uykularından. Esas sorumlulara Kadir’in mektubundaki bir cümleyi hatırlatmak istiyoruz, belki bu ifade onları uyandırır. Kim bilir, belki de onlar hâlâ pişkin pişkin “Sokak çocukları da nereden çıktı? Bu çocuklar olmasa, ne güzel yürütürüz sosyal hizmet faaliyetlerimizi” diyeceklerdir. Belki yeni bir sokak çocuğu faciasına kadar kulaklarını tıkamaya devam edeceklerdir. Onları bu çocuklar adına ikaz ediyoruz.: Baylar, bayanlar... Ya vazifenizi yapınız, yada makam işgalciliği yapmayınız.

Evet son söz Kadir’in: Bizi kendi çocukları gibi görmeyenler çocuklarının yarınından emin olmasınlar.

Zabıtanın görünmeyen yüzü

Zabıtanın Bilinmeyen Yüzü

Zabıtaları televizyon ekranlarında yada yazılı basında izlerken genellikle konu hep yıkım olur. Çoğunlukla zabıtayı hazine arazisi üzerine yapılan gecekonduları veya ruhsatsız yapıları yıkarken, bize sunulan görüntüleriyle izleriz. Çoğu kez de bu görüntüler yüreklerimizi sızlatır. Çünkü birçok ev yıkılmakta, çoluk çocuk bir çok aile dışarıda kalmaktadır. Kadınlar ağlaşmakta, çocuklar ifadesiz bakışlarla kalabalıkları süzmekte, erkekler ise ya yıkama gelen ekibe saldırmakta yada bina çatılarında kendilerini yakmakla tehdit etmektedir zabıtayı.

Bu görüntüler vicdanlarımızı rahatsız eder, ama hiç şunu düşünmeyiz: Bu gecekondular durduk yerde yıkılmıyorlar. Birileri memleketinden kalkıp gelmiş ya kendisi hazine arazisini işgal etmiş yada arazi mafyasından satın aldığı hazine arazisini sahiplenmiştir. Burada bir haksızlık, bir gasp vardır. Daha da önemlisi çarpık ve plansız kentleşmenin kendisi vardır. Şehrin yaşanılabilir bir yer olmasından sorumlu olan belediye ise buna izin veremez ve kolluk kuvvetini işgali önlemek için gönderir.

Aslında zabıta, gecekondu yıkımına giderken kendisi de yıkılır. Orada zor kullanmak zabıtanın düşündüğü en son şeydir. İnsanlara yardımcı olmak için elinden geleni yapar.

Zabıta, elindeki üç-beş kuruşu da gecekondusuna yatıran insanların daha fazla zarar görmemesi için onlara yardımcı olur, gecekondunun kiremitlerini zarar vermeden söker, eşyaları düzenlice dışarıya çıkartır. Evin kedisinin bile zarar görmemesi için çabalar. Yıkımdan irkilmiş kadınları, erkekleri teskin eder, hiçbir şeyden haberi olmayan bebekleri kucağına basar. Çünkü gecekonduda yaşayanları en iyi anlayacak olan zabıtadır. Çünkü zabıta bir insandır, onun da bir kalbi vardır.

015-3.jpg (33170 bytes)

Belediye yargıdan destek istiyor

LPG yine gündemde... Bu kez Eminönü Mısır Çarşısı’nda 7 kişinin ölümü ve birçok kişinin yaralanmasına yol açan patlamayla gündemde... Bu patlamada gösterdi ki, günlük hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen tüp gazlar, doğru ve bilinçli bir şekilde kullanılmazsa yüzlerce insanın hayatına çöreklenen bir karabasana dönüşebiliyor.

016-2.jpg (17341 bytes)

Özellikle LPG’nin otomobillerde de kullanılmaya başlandığı günümüzde doğru ve kurallara uygun kullanım için Zabıta Dergisi olarak, birçok haber yayınlanmış ve ruhsatsız olarak LPG ticareti yapanların önlenmesi için alınan tedbirleri sizlere ulaştırmıştık. Ayrıca, LPG ticareti yapmak isteyenleri de bu konuda uyarmış, yasalara ve yönetmeliklere uygun faaliyet göstermelerini önermiştik.

Ancak, son günlerde yaşanan gerçekler bize iki şeyi açıkça gösterdi. Bir, insanlarımızın para kazanma hırsı herşeyin, hatta insanın hayatının bile önünde. İki, belediyeler bu konuda da bir bölünmüşlük, bir yetki kargaşası var. Büyükşehir Belediyesi Kontrol Daire Başkanı Selami Uzun, ilçe belediyelerin LPG denetimlerini arttırmalarını gerektiğine dikkat çekerek, “Tüplerin perakende olarak satıldığı işyerleri, ilçe belediyeler tarafından denetleniyor, bu gibi işyerlerin ruhsatı da onlar tarafından veriliyor. Büyükşehir Belediyesi, sadece tüp depolarını kontrol ediyor. Biz, görev alanımıza giren tüp depoları konusunda bir çalışma yaptık ve depoları insanların yoğun olarak bulunduğu meskun mahallerden çıkarttık” diyor.

Selami Uzun, Büyükşehir Belediyesi olarak, LPG otogaz istasyonlarının kendi görev alanlarına girdiğine işaret ederek, bu konuda da kurallara uymayan hiçbir LPG otogaz dolum istasyonuna ruhsat vermedikleri söylüyor. Uzun, “Gelişi güzel mahalle aralarına, sokak içlerine kurulan dolum istasyonlarını kapatıyoruz. Zaten bunlar ruhsatsız olarak faaliyet gösterdikleri için pompalarını söküyoruz. O işyerini tasfiye etmedikleri, oradan kaldırmadıkları sürece de pompalarını iade etmiyoruz” şeklinde konuşuyor.

İstanbul’da çeşitli yerlerde faaliyet gösteren LPG ve otogaz dolum istasyonlarından 116’sını “LPG İkmal İstasyonları Yönetmeliği”ne uygun olmadığı için kapattıklarına dikkat çekerek, sadece 19 istasyona yönetmelik esaslarına uygun faaliyete geçmesi için süre tanıdıklarını belirtiyor. İstanbul genelinde yönetmeliğe uygun olarak faaliyet gösteren 500’ün üzerindeki akaryakıt istasyonundan 35’ine de LPG ve otogaz dolum istasyonu kurmaları için izin verdiklerini söylüyor.

Bu arada Yetkililer benzin istasyonları konusunda yargıdan yeterince destek göremediklerine dikkat çekerek,” Yönetmelik esaslarına uygun olarak konut dışı alanlarda faaliyet göstermediklerini tespit ettiğimiz istasyonları kapatıyoruz, mühürlüyoruz. Ancak, bu istasyonların sahibi hemen mahkemeye müracaat ederek yürütmeyi durdurma kararı alıyor ve faaliyetlerine devam ediyor.

017.jpg (26287 bytes)

Mesela, biz Fatih’te Kuriş Garajı, Küçükali Garajı ve Ulaşan Garajı’nda faaliyetlerini sürdüren istasyonları konut olarak kullanılan yerlerin altlarında bulundukları için mühürledik.

Ruhsat ve Denetim Müdürlüğümüz buraları kapattı. Ancak, sözkonusu yerler mahkeme kararıyla faaliyetlerini sürdürüyorlar. Bazı bölgelerde mühürlediğimiz yerlerden mühürlerimizi sökenleri Cumhuriyet Savcılığına havale ediyoruz. Ancak, burada ikili bir uygulama ortaya çıkıyor. Kimi ilçelerde hakimler, mühürü sökenlere hapis cezası verirken, kimi yerlerde de cezaya çarptırıldıklarını duymuyoruz. Bu ise mühürleme işlemini vatandaşın gözünde değersiz hale getiriyor. Sonuç olarak şunu söylemek istiyorum, İstanbul’da daha büyük faciaların önüne geçmek istiyorsak, ilçe belediye ile Büyükşehir Belediyesi arasındaki kanunlardan ve yönetmeliklerden kaynaklanan ikiliği ortadan kaldırmalıyız. Ayrıca, mahkemelerimiz de böylesi önemli konularda caydırıcı cezalar vererek, bize yardımcı olmalılar” diyor.

Bu arada, İstanbul Otomobilciler Esnaf Odası Başkan Vekili Mustafa Silahlıyürek, de, LPG kullanan otomobiller daha önce kaçak dolum yapıldığı için tehlike saçtıklarına dikkat çekerek, “Ancak son iki yıldır LPG gaz dolum istasyonlarına ilişkin çıkarılan yönetmelik ile kaçak dolum istasyonları kapandı. Otomobillerde kullanım riski sıfırlandı” şeklinde konuşuyor.

Otogar'da 1. 5 ton at eti ele geçirildi

Büyükşehir Zabıtası'nı, İstanbul genelinde tüketicinin sağlığının korunması yolundaki çalışmaları sürüyor. Kaçak et konusunda başarılı operasyonlara imza atan Büyükşehir Zabıtası, bu konudaki ihbarları öncelikle değerlendiriyor ve kaçak et "tüccarlarına" göz açtırmıyor. 019.jpg (21664 bytes)

Son olarak Zabıta Tüketici Bürosu'na ESADAŞ otobüs firmasının yaptığı ihbari değerlendiren zabıta, sözkonusu otobüs şirketinin emanet bölümüne bırakılan çuvallarda birbuçuk tona yakın kaçak et yakaladı. Otogar Zabıta Amirliği ve Mezbahalar Müdürlüğü ekipleri ile Zabıta Tüketici Bürosu ekiplerinin ortaklaşa düzenledikleri operasyonla ele geçirilen etlerin sahibi çıkmadı.

Mezbahalar Müdürlüğü ekiplerini yöneten Mehmet Kerim Ayan, "etlerin büyük bir ihtimalle at ya da eşek eti olduğunu" söyledi. Otogar Zabıta Amiri Caner Öztoplar ise yaz sıcağına rağmen otobüs bagajında et taşınmasının halkın sağlığının hiçe sayılması anlamına geldiğini belirtti.

Zabıta yetkilileri ise bu tür bir girişimin kanunlara aykırı olmasının yanında tüketicinin sağlığı açısından tehdit oluşturduğunu belirttiler. Operasyon sonucu ele geçirilen menşei belirsiz etler İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin yeni mezbahasında imha edildi.

Zabıta yetkilileri, otobüs firmalarının bu tür şüpheli bagajları Zabıta Tüketici Bürosunun 24 saat açık 513 70 85 numaralı telefonlarına bildirebileceklerini hatırlattı ve "Bu şekilde halkın sağlığını tehlikeye atmaya hiç kimsenin hakkı yok. Bu tür kanun dışı girişimlere karşı gereken hassasiyeti göstermeye devam edeceğiz" dediler.

Zaman zaman şehirlerarası otobüslerin yolcu bagajlarında kaçak et taşındığı yolunda ulaşan ihbarları

değerlendiren Zabıta Tüketici Bürosu, Kasım 1997 tarihinde bir yazıyla otobüs firmalarını uyarmıştı. Bu uyarıdan sonra yapılan kontrollerde tonlarca miktarda kaçak et ele geçirilmişti.